Thursday, 31 July 2014
Wednesday, 9 July 2014
Tuesday, 8 July 2014
Wednesday, 2 July 2014
I am Gods lonely man
Chelsea'de şimdi adını hatırlayamadığım bir galeride şimdi adını hatırlayamadığım Çek bir sanatçının tablosu böyle pat diye karşıma çıkınca uzunca bir müddet durakalmıştım. New York'ta akşam üzeriydi ve karnım deli gibi açtı. Chelsea'de artık galeriler bir bir kapanmaya başlamış, 23. Cadde civarında in cin top oynuyordu. Hudson nehri civarından gelen ayaz yüzümü kanatırcasına kesiyordu. Yapayalnızdım. Amcam Türkiye'ye dönmüştü, ben iki haftadır divane bir şekilde her gün bir başıma şehrin ücra köşelerini turluyor, akşamları kendime çin yemekleri yapıyor ve iyice uykum gelene kadar New York'la alakalı filmler izliyordum. Hatırladığım zaman bile yüzümü buruşturduğum, neden olduğunu hala kestiremediğim o sabit baş ağrısı devam ediyordu. New York'la alakalı filmlerin kuşkusuz en iyisi Taxi Driver'da geceleri uyuyamayan Travis böyle söylüyordu "I am Gods lonely man".
Tabloyu galeride gördüğümde vakit epey geçti. İnsanları ignore etmek konusunda uzmanlaşmış galeri çalışanları yan odada birtakım paperwork ile uğraşıyorlardı. Kırklı yaşlarının başında, zayıf, kakülleri olan kahverengi saçlı bir kadın bazı kağıtları birbirine zımbalıyordu. Hala tablonun etkisindeydim, bir şeyler geveledim, anlamadı. Bana boş gözlerle baktı. Onun gözlerinde oturduğu apartman dairesini bile gördüm. Burada bir drama vardı, ve hayatın ortasında alabildiğine gerçekti. Okuduğu okul. Patron. Gittiği Deli. Oradaki hintli kız. Sabah kahvesini içmeden önceki berbat hisleri. İlgisiz anne babası. Macy's de geçirdiği saatler. Hepsini görebiliyordum. Sanatçının ismini sordum dedim. Alelacele bana bir A4 kağıt uzattı. Üzerinde hem sanatçıyla hem galeriyle alakalı bilgiler vardı. Teşekkür edip katlayıp cebime koydum.
Dışarı çıktığımda hava tamamen kararmıştı. Hells Kitchen civarına gelip giden kamyonların sesleri duyuluyordu. Chelsea'de yiyecek bir şey bulmak, hele ki bu saatte imkansızdı. Üstümde 70 model, yaşlı bir hava kuvvetleri veteranının garaj satışından alınmış uçuş ceketi vardı, bu ayaza karşı tek savunmam. Yakalarını kaldırdım, ellerimi cebime soktum, bir metro istasyonu bulabilirsem kendimi bir şekilde 42. Cadde civarına atabilirim diye düşündüm. Orada birkaç ufak vegan restoranı olduğunu biliyordum. Karnım adeta sırtıma yapışmıştı. Şöyle tahinli kocaman bir felafel götürme hayaliyle A trenine doğru yola koyuldum.
Subscribe to:
Posts (Atom)



